Yazarla Sarı Yüz kitabı sayesinde tanıştım. Sarı Yüz’ün akıcı dili, karakterlerinin yeri geldiğinde bize ayna tutar gibi hissettirmesi, insanın aynı anda hem iyi hem de karanlık bir zihne sahip olabileceğini göstermesi ve yazarın bunu doğal bir şekilde işlemesi beni gerçekten çok etkilemişti. Bu yüzden hiç vakit kaybetmeden Katabasis’e yöneldim.
Herkesin ilgi alanı ve beklentisi farklıdır; kendi özelimde yorumlayacak olursam karakterler oldukça ilgi çekiciydi, olay örgüsü de genel anlamda keyifliydi. Yine de kitabın 100–150 sayfa daha kısa olmasının okuma deneyimini olumsuz etkilemeyeceğini düşünüyorum. Okurken beni en çok zorlayan kısım, tam cehennem fikrine alışıp kafamda o dünyanın kurgusunu yapmışken bir anda sayfalar süren geçmiş hikâyelerle karşılaşmamdı. Karakterleri tanımak ve yaptıklarını anlamlandırmak için geçmişe dönmek elbette önemli; ancak yazar bu kısımları gereğinden fazla uzatmış ve olay örgüsüne fazla katkısı olmayan hikâyelerle, daha akıcı ilerleyebilecek bir süreci yavaşlatmış. Bu nedenle asıl olayların geçtiği zamandan sık sık koptuğumu hissettim.
Yazarın karakter yaratımında en sevdiğim yön, tıpkı Sarı Yüz’de olduğu gibi herkesin hata yapabileceğini, zihnimizde en karanlık düşüncelerin bile filizlenebileceğini ve hırslarımızın bazen farkına bile varmadan bizi yönlendirebileceğini hatırlatması oldu. Belki de kitabı iki günde bitirdiğim için bana bu kadar yoğun geldi, ama bir süre sonra sürekli yeni teoriler ve kavramlar üzerinde durulması, yeterli bilgiye sahip olunmadığında okuyucuyu akıştan koparabiliyor. Bazı referansları anlayabilmek için araştırma yapma ihtiyacı duymak, tempoyu düşürebiliyor. Yazar, belki bu kadar fazla bilgiyi aynı anda aktarmak yerine iki ya da üç ana teoriye odaklansaydı, hikâye çok daha akıcı hissedilebilirdi.
Son olarak, Alice ve Peter’ın zihinlerinin içine girmek, onların dünyalarına ve aşklarına tanık olmak bana gerçekten iyi hissettirdi. Genel olarak Katabasis keyifli, düşündürücü ve kesinlikle zaman kaybı olmayan bir kitap. Okunmasını kesinlikle tavsiye ederim.